Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “istikrar ve refah bütçesi” olarak tanımladığı 2026 bütçesinde, sosyal güvenlik harcamalarının toplam bütçeden aldığı pay sert şekilde düşüyor. TEPAV’ın analizine göre sosyal güvenliğin 2025 bütçesindeki payı yüzde 11,37 iken, 2026’da yüzde 9,14’e geriliyor; bu, yaklaşık 3,5 trilyon liralık bir tutara işaret ediyor.
Yaklaşık 19 trilyon liralık bütçe büyüklüğü içinde bu gerileme, emeklinin, işsizin ve dar gelirlinin bütçeden aldığı payın 2 puandan fazla azaldığı anlamına geliyor. Uzmanlar, sosyal güvenlik kanalındaki bu daralmayı, yüksek faiz yükü altında kalan bütçenin en kırılgan kesimlerden tasarruf arayışı olarak yorumluyor.
Verginin beşte biri faize
2026 yılı bütçesinde faiz giderleri için 2,7 trilyon liralık rekor kaynak ayrılmış durumda. Bu kalem, 2025’e göre yaklaşık yüzde 40’ın üzerinde artışla bütçenin en hızlı büyüyen harcama başlıklarından biri haline geliyor.
TEPAV’ın çalışmasına göre, toplanan vergi gelirlerinin yüzde 19,8’i, yani neredeyse her 5 liralık verginin 1 lirası faiz ödemelerine gidecek. Bu yapı, emekli ve dar gelirlinin ödediği dolaylı vergilerin önemli bir bölümünün de borç faizi için kullanılacağı anlamına geliyor.
Hazine kaleminin payı büyüyor
Faiz yükündeki sıçrama, bütçedeki programlar arası dağılımı da değiştiriyor. “Hazine varlıkları ve yükümlülükleri” programının bütçedeki payı 2025’te yüzde 12,54 seviyesindeyken, 2026 teklifinde yüzde 14,67’ye çıkıyor; bu artışın temel belirleyeni de faiz giderlerindeki rekor yükseliş olarak gösteriliyor.
Buna karşılık, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar ve diğer cari transferlerde görece daralma yaşanıyor. Analizlerde, bu kaymanın “kaynakların emekli ve dar gelirliden borç ve faiz ödemesine yeniden tahsisi” niteliğinde olduğuna dikkat çekiliyor.
‘Faiz kıskacının ucunda’ uyarısı
TEPAV Maliye ve Para Politikası Araştırmaları Merkezi Direktörü Coşkun Cangöz’ün kaleme aldığı “2026 bütçesi: Faiz kıskacının ucunda” başlıklı değerlendirmede, bütçe yapısının enflasyonla mücadele hedefleriyle tam uyumlu olmadığı, faiz harcamalarının baskın olduğu bir görünüm sunduğu belirtiliyor. Raporda, mali disiplinin kalıcı biçimde sağlanmasının, mevcut harcama kompozisyonu ve gelir yapısının köklü biçimde değiştirilmesini gerektiren yapısal reformlara bağlı olduğu vurgulanıyor.
Cangöz, “Mevcut harcama kompozisyonunu ve gelir yapısını köklü bir şekilde değiştirmek ve mali disiplini kalıcı bir şekilde sağlamak kapsamlı yapısal reformlarla mümkündür. Ancak 2026 bütçesi, kısa vadede böyle bir reform gündeminin olmadığına ve mevcut mali kısıtların devam edeceğine işaret ediyor” değerlendirmesini yapıyor.
Eğitim ve sağlığa baskı riski
TEPAV, vergi gelirleri içinde faize giden kaynağın payının yüzde 20 ile yüzde 30 arasında olmasını “yüksek risk grubu” olarak tanımlıyor ve Türkiye’nin bu banda yaklaşmasının, harcama sıkışması ve borç sarmalı riskini artırdığını belirtiyor. Harcama sıkışması, eğitim, sağlık ve altyapı gibi uzun vadeli refah alanlarına ayrılan bütçenin daralması anlamına geliyor.
