Türkiye siyasi tarihinin en kritik davalarından birinin görüldüğü Silivri’deki duruşma salonu, bugün tarihi bir savunma metnine tanıklık etti. Hakkında 7 yıl 4 aya kadar hapis ve siyasi yasak istenen, 89 gündür tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sanık kürsüsünden sadece kendisine yöneltilen suçlamalara yanıt vermedi; aynı zamanda bir süredir devam eden hukuki ve siyasi sürece, ülkenin adalet sistemine ve gelecek vizyonuna dair sarsıcı bir çerçeve çizdi. Sözlerine, yargılandığı davanın meşruiyetini reddederek başlayan İmamoğlu, konuşması boyunca sık sık “cezalandırıldığını” vurgulayarak, yaşadıklarının bir yargılama değil, siyasi bir operasyon olduğunu iddia etti.
‘Bu milletin gönlünden beni silemeyeceksiniz’
Savunmasına, içinde bulunduğu durumu ve yargılandığı ortamı reddederek başlayan İmamoğlu, Silivri’de olmayı içine sindiremediğini belirtti.
“Bugün yine Silivri’de, mahkemede daha önce birinci celsesini burada yaptığımız ve yargılamanın başladığı bu dosyada, bu davada ikinci celsede buradayız. Burada olmak ve Silivri’de yargılanmak, elbette ifade edeyim ki; benim kabul etmediğim, doğru bulmadığım bir durumdur.”
Sözlerine Ferdi Zeyrek’i anarak başladı
Konuşmasının başında, kısa süre önce hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’i anan İmamoğlu, onun cenazesine katılan yüz binlerin, milletin nasıl bir yöneticiye özlem duyduğunun en büyük kanıtı olduğunu ifade etti.
“Sadece 10 gün önce dünya hayatının fani olduğunu bir kez daha derinden hissettik. Bu dünyadan göçerken, insanlara güzel duygular bırakmayı başaran, ebediyete bu zarafetle yürüyen en özel insanlardan birini, Ferdi Zeyrek kardeşimizi kaybetmenin bir üzüntüsünü yaşadık. Değerli başkanıma, kardeşime, Allah’tan rahmet diliyorum. Yanında olamadım, dua ettim. Mekanı cennet olsun. Fakat bir ders bırakarak gitti. Yüz binlerce insanın bir yöneticiyi uğurlaması, yas tutarak uğurlaması, bu dünyaya ve şu an yaşadığımız Türkiye’ye büyük bir ders niteliğindedir. Ebediyete bu zarafetle yürüyen başkanımızın, sadece 14 aylık bir hizmetle bu gönül bağını kurmasının arkasında, milletimizin adil, güler yüzlü, kucaklayan, halkla iç içe olan, ayrım yapmayan, ‘Sendensin, bendensin’ demeyen, insanları sınıflandırmayan, ‘Benden olmayan bertaraf olsun’ demeyen bir yöneticiye duyduğu derin özlem vardır. Yaradan herkese böyle göçmeyi nasip etsin.”
‘Neden zindandayım’ sorusunu sordu
Savunmasının en can alıcı bölümünde, “Ben neden Silivri’deyim? Neden tutsağım? Neden zindandayım?” sorularını soran Ekrem İmamoğlu, tutukluluğunun hukuki değil, tamamen siyasi nedenlere dayandığını öne sürdü.
“Ben buraya yaklaşık 90 gündür haksız ve hukuksuz bir biçimde tarihte görülmemiş bir pozisyonda tutuklandığım bir şekilde tutsak olduğum; yine burada bu kampüste Silivri’de Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunduğum zindandan geliyorum. Çünkü, Türkiye’ye ağır bedeller ödeten ve ödetilen, içi ihtiras, koltuk hırsı olan bir operasyon sonucu burada tutsak tutuluyorum. Şimdi cevabı olmayan soruyu buradan soruyorum. Ben ve arkadaşlarım, bizler, neden Silivri’deyiz? Neden tutsağız ve zindandayız? Buradayım, evet. Çünkü ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır’ diyen bu zihniyete karşı tam üç kez seçimi kazandığım için buradayım ve tutsağım. Halkçı bir belediyecilik yaptığımız için, milletimizin teveccühünü kazandığımız için buradayım. Tüm engellemelere rağmen icraatçı bir belediyecilik yaptığım için buradayım. İstanbul’un muhafızı olduğumuz için, Kanala, ranta ve talana karşı durduğum için buradayım. Ön seçimde Türkiye ve dünya tarihinde ilk kez, 15,5 milyon insanın oyunu aldığım, milletimizin teveccühünü kazandığım için buradayım. Cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım. Bu çok net.”
‘Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz’
İmamoğlu, kendisine ve arkadaşlarına yönelik sürecin bir yargılama olmadığını, kumpaslar, iftiralar ve gizli tanık yalanlarıyla doğrudan bir cezalandırma olduğunu haykırdı.
“Biz yargılanmıyor muyuz? Hayır. Bizim yargılandığımız falan yok. Biz 90 gündür, hatta bazılarımız 250 gündür ekim ayının başından beri tutsak, yargı tacizine maruz kalan, psikolojik işkence gören, 100 kilometrelerce ötelere kadınıyla, erkeğiyle savrularak zulüm edilen, zalimlik yapılan bir sürecin içerisinde ne yazık ki direkt cezalandırılıyoruz. Kumpaslar, iftiralar, algı operasyonları, gizli tanık yalanları, geçmişi suç dolu insanların iftiralarıyla esir tutuluyoruz. Bu bir yargılama değildir, doğrudan cezalandırmadır. Tutsak arkadaşlarımız yargı mensupları tarafından tehdit ediliyor. Aileleriyle, işleriyle, yaşamlarıyla tehdit ediliyor. ‘Şöyle konuşursan serbest kalırsın, şöyle konuşmazsan şu olur, bu olur’ diye tehdit ediliyor. Bu çok net, avukatları tarafından tespit edilmiş. 600 kilometre öteye saatlerce bu sıcak havada kelepçeli kadını götürüyorsunuz. Ve orada zindana atıyorsunuz. Yerde yatıyor kadın iki gün boyunca. Bu nasıl bir zalimliktir? Avukatların savunma hakları ellerinden alınıyor. Avukatlara suçlu muamelesi yapılıyor.”
‘Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır’
Konuşmasında adalet ve hukuk devleti idealini anlatan İmamoğlu, topluma dayatıldığını söylediği “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışını reddederek, asıl olanın “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır” prensibi olduğunu vurguladı.
“Öyle bir hukuk devleti ki; yalnızca metinlerde değil, uygulamada da adaleti esas alan bir dönemi hayal ediyorum. Hakimin önündeki dosyada isim değil, delil; düşünce değil, eylem; aidiyet değil, hukuk konuşulsun. Bu ülkeye ‘atasözü’ diye yutturulan bir söz var: Bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Böyle bir atasözü yok. Olamaz. Benim hiçbir milletimin ferdine yakışmaz. Ne demek yani? ‘Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.’ Doğru atasözü budur. Doğru tarif budur. Benim tahayyül ettiğim hukuk devleti, iktidarların değil, adaletin hüküm sürdüğü bir düzendir. Bugün burada yargılanan, onun için ben değilim. Bugün burada iktidarın hoşuna gitmeyen her muhalif görüş, her demokratik kazanım, daha da önemlisi on milyonlarca milletin iradesi yargılanmaktadır.”
Kendisine kurulan kumpasları tek tek anlattı
Savunmasının son bölümünde, 2019’dan bu yana maruz kaldığını iddia ettiği ve “kumpas” olarak nitelediği davaları tek tek sıralayan İmamoğlu, bunların hiçbirinin hukuki bir temeli olmadığını savundu.
“Seçim iptali… Çünkü hikaye oradan başlıyor. 6 Mayıs 2019. Bir kişi çıktı dedi ki; ‘Sen 13 bin oyla İstanbul’da seçimi kazanacağını mı zannediyorsun?’ dedi. Eklediler, ‘Çaldılar’ dediler. Bütün bu baskı ve dayatmayla seçim iptal edildi. Peki yargılanan bir kişi var mı? Yok. Hesabı kim sordu? Millet sordu. 13 bin oyu 806 bin oya katladı. Ahmak davası… Ben ne ulusal ne de uluslararası hiçbir mecraya anlatamadım. Tarifi yok! ‘Ahmak’ diyene sözünü iade ettiğim için siyasi yasaklı olmanın, hapis cezası almanın dünyada örneği var mıdır? İki buçuk yıldır istinafta bekletiliyor, neden? Büyükçekmece’de bir dava var. Tam 1000 gündür sürdürülen bu dosyada, ortada savcı yok, ortada mütalaa yok! Bilirkişi davası… Ekrem İmamoğlu’yla alakalı 24 dosyada aynı anda gözüken bir bilirkişi! Bu nasıl bir tesadüf! Gelelim en vahim meseleye… ‘turpun büyüğüne’… Benim anamın ak sütü kadar helal, 31 yıllık diplomam iptal ediliyor. Hangi vicdana sığar? Parantez içinde ‘Acil kullanılma ihtimali var. Derhal işlem yapın!’ (YSK ve bunun gibi!) Üniversite diploması ne tesadüftür ki YSK’da bir tek Cumhurbaşkanlığı adaylığında işe yarıyor. Bu mu yargılama? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu cezalandırılıyor!”
