Ekonomi yönetiminin rasyonel politikalara dönüş sinyali vermesiyle birlikte finansal piyasalarda kartlar yeniden dağıtılıyor. Uzun bir süredir Türkiye ekonomisinin en çok tartışılan enstrümanlarından biri olan Kur Korumalı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesapları (KKM), kan kaybetmeye devam ediyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 5 Haziran haftasına ilişkin yayımladığı haftalık bülten, bu erimenin boyutlarını net bir şekilde ortaya koydu. Geçen hafta KKM hesaplarında yaşanan 4 milyar 710 milyon liralık dikkat çekici azalma ile toplam bakiye 571 milyar 516 milyon liraya kadar geriledi. Bu düşüş, ekonomi çevrelerinde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibinin uygulamaya koyduğu sıkı para politikası ve TL’yi özendirme adımlarının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Bir zamanlar döviz kurundaki dalgalanmalara karşı bir kalkan olarak sunulan KKM’nin, artık cazibesini yitirdiği ve yatırımcıların rotasını yeniden standart Türk Lirası mevduatlarına çevirdiği görülüyor. Bu durum, KKM büyüklüğünün toplam mevduatlar içindeki payının yüzde 2,6 gibi oldukça düşük bir seviyeye inmesiyle de teyit ediliyor.
KKM’de erime hızlandı, yeni ekonomi politikası meyvelerini veriyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) attığı adımlar ve bankaların TL mevduat faizlerini yükseltmesi, KKM’den çıkışı tetikleyen ana faktörler olarak öne çıkıyor. Ekonomi yönetimi, bir yandan politika faizini artırarak enflasyonla mücadele ederken, diğer yandan da Türk Lirası cinsi varlıkları daha cazip hale getirecek düzenlemeleri hayata geçiriyor. KKM’nin Hazine ve Merkez Bankası üzerindeki maliyet yükü, bu enstrümandan kademeli olarak çıkılmasının en önemli gerekçelerinden biriydi. BDDK verileri, bu stratejinin başarıya ulaştığına dair güçlü sinyaller barındırıyor. Sistemin yavaş yavaş kendi doğal dengesine dönmesi, uzun vadede finansal istikrarın sağlanması adına kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Ancak bu süreçte bankacılık sektörünün genel bilançosunda da önemli hareketlilikler yaşanıyor. KKM’den çözülen paranın nereye aktığı, kredi piyasalarındaki daralmanın derinliği ve vatandaşın borçluluk durumu, ekonominin gelecekteki seyrine ilişkin önemli ipuçları sunuyor.
Kredi piyasasında kartlar yeniden dağıtılıyor
BDDK’nın aynı haftaya ilişkin verileri, kredi piyasasında yaşanan ikilemi de gözler önüne seriyor. Bir yanda sıkılaşan para politikası nedeniyle daralan tüketici kredileri, diğer yanda ise artışını sürdüren ticari krediler dikkat çekiyor. Verilere göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 5 Haziran haftasında 16 milyar 687 milyon liralık bir artışla 18 trilyon 915 milyar 194 milyon liraya ulaştı. Bu artışın lokomotifi ise ticari krediler oldu. Taksitli ticari kredilerin tutarı, bir haftalık sürede 28 milyar 416 milyon lira gibi önemli bir artış göstererek 2 trilyon 740 milyar 394 milyon liraya yükseldi. Bu durum, şirketlerin yüksek faiz oranlarına rağmen yatırım ve işletme sermayesi ihtiyaçları için finansman arayışını sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, bireysel kredilerde belirgin bir soğuma yaşanıyor. Özellikle tüketici kredileri tutarı, 5 Haziran itibarıyla 12 milyar 679 milyon liralık bir düşüşle 2 trilyon 300 milyar 60 milyon liraya geriledi. Bu gerileme, yüksek faiz oranlarının vatandaşın borçlanma iştahını kestiğini ve harcamalarını ertelemeye başladığını gösteriyor. Detaylara bakıldığında, tüketici kredilerinin 577 milyar 548 milyon lirasının konut, 60 milyar 741 milyon lirasının taşıt ve 1 trilyon 661 milyar 770 milyon lirasının ise ihtiyaç kredilerinden oluştuğu görülüyor. Konut ve taşıt kredilerindeki durgunluk, bu sektörlerdeki yavaşlamanın en önemli göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Vatandaşın kredi kartı borcu enflasyonun gölgesinde büyüyor
Tüketici kredilerindeki düşüşe rağmen, bireylerin kredi kartı kullanımında frene basmadığı dikkatlerden kaçmıyor. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları, cüzi bir artışla da olsa yükselişini sürdürerek 2 trilyon 185 milyar 950 milyon lira seviyesine ulaştı. Bu durum, yüksek enflasyon nedeniyle alım gücü düşen vatandaşın, günlük ve zorunlu harcamalarını finanse etmek için kredi kartına daha fazla yöneldiğinin bir kanıtı olarak yorumlanıyor. Kredi kartı borçlarının detayları incelendiğinde, 737 milyar 387 milyon liralık kısmın taksitli, 1 trilyon 448 milyar 562 milyon lira gibi devasa bir kısmın ise taksitsiz borçlardan oluşması, borç çevirme döngüsünün ne denli riskli bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Vatandaşlar, bir sonraki ay kapatmak üzere yaptıkları harcamalarla anı kurtarmaya çalışırken, yüksek faiz oranları nedeniyle borçluluk sarmalı derinleşiyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde bireysel borçluluk krizine ilişkin endişeleri de beraberinde getiriyor.
Bankacılık sektöründe risk birikimi sinyalleri
Piyasalardaki genel sıkılaşma ve ekonomik yavaşlama beklentileri, bankacılık sektörünün bilançolarındaki risk kalemlerini de etkiliyor. BDDK verilerine göre, sektördeki takipteki alacaklar, yani ödenmesi geciken sorunlu krediler, 5 Haziran itibarıyla bir önceki haftaya kıyasla 4 milyar 982 milyon lira artarak 412 milyar 358 milyon liraya çıktı. Bu sorunlu kredilerin geri dönmeme ihtimaline karşı bankaların ayırdığı özel karşılık tutarı ise 305 milyar 67 milyon lira oldu. Takipteki alacaklardaki artış, yüksek faiz ortamının hem bireyleri hem de şirketleri borç ödemede zorlamaya başladığının bir işareti olarak okunuyor. Öte yandan, aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynaklarında yaşanan 4 milyon liralık sınırlı düşüşle toplam öz kaynaklar 3 trilyon 897 milyar 146 milyon lira olarak gerçekleşti. Bankaların sermaye yeterlilikleri güçlü seyrini korusa da, takipteki kredilerdeki artış eğilimi, sektörün kârlılığı ve risk iştahı üzerinde baskı oluşturabilecek bir unsur olarak yakından izleniyor. Ekonomi yönetiminin KKM gibi riskli bir enstrümanı başarıyla tasfiye etme yolunda ilerlemesi olumlu karşılansa da, kredi piyasalarındaki daralma ve artan sorunlu kredi riski, atılması gereken daha çok adım olduğunu gösteriyor.
