Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti’nin siyasi rotası netleşti

Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa eden 91 milletvekilinin Özgür Özel liderliğinde bir araya gelerek kurduğu YENİ Parti, siyaset sahnesindeki vizyonunu ve iktidar yürüyüşünü ortaya koyan kapsamlı parti programını kamuoyu ile paylaştı. “Ortak Gelecek İçin” adını taşıyan ve beş ana sütun üzerine inşa edilen manifesto; kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme dönüşten ekonomide planlamacı devlet anlayışına, İstanbul Sözleşmesi’nden Kürt sorununa ve dış politikadaki köklü değişimlere kadar Türkiye’nin kronikleşmiş birçok meselesine dair iddialı ve somut çözüm önerileri içeriyor.

Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa eden 91 milletvekilinin Özgür Özel liderliğinde

Türk siyasi tarihinde dengeleri derinden sarsacak ve siyasetin mevcut haritasını yeniden şekillendirecek tarihi bir adım atıldı. Özgür Özel liderliğinde hareket eden ve Cumhuriyet Halk Partisi saflarından topluca istifa ederek kuruluş dilekçelerini resmi makamlara sunan doksan bir milletvekilinin şekillendirdiği YENİ Parti, Türkiye’nin geleceğine dair temel vaatlerini ve yol haritasını çizen resmi parti programı belgesini yayımladı. Sadece bir siyasi hareketin tüzüğü olmanın çok ötesine geçen bu kapsamlı ve derinlikli metin, ülkenin mevcut yönetim biçimine, ekonomik modeline, adalet sistemine ve kutuplaşmış toplumsal yapısına yönelik radikal bir sistem eleştirisi olarak öne çıkıyor. “Ortak Gelecek İçin” ana başlığıyla kamuoyunun takdirine sunulan bu manifesto, birbirini tamamlayan beş farklı ve kritik bölümden meydana geliyor. “Değişim Çağrısı” ile oldukça iddialı bir açılış yapan metin; sırasıyla “Demokrasi, Yönetim ve Adalet”, “Kalkınma ve Ekonomi”, “Sosyal Devlet” ile “Dış Politika, Güvenlik ve Dirençlilik” gibi Türkiye’nin üzerinde en çok tartıştığı, krizlerin düğümlendiği konu başlıklarına mercek tutuyor. Program, giriş bölümünde mevcut siyasal düzeni karanlık bir yapı olarak tanımlayarak, bu yapının temelden değiştirileceği ve yerine şeffaf, adil, hesap verebilir bir sistemin inşa edileceği sözünü veriyor. Partinin nihai iktidar hedefinin yalnızca vitrindeki yönetici kadroların değişmesi anlamına gelmediği bilhassa vurgulanırken; devlet mekanizmasının işleyişini, ekonomik kaynakların dağıtım önceliklerini, zehirlenmiş siyaset dilini ve iktidar ile yurttaş arasında zedelenmiş olan güven ilişkisini bütünüyle onarma iradesi ortaya konuluyor.

Cumhuriyet değerlerine ve altı ok felsefesine sıkı sıkıya bağlılık

Yayımlanan strateji ve vizyon metninin en dikkat çekici kısımlarından biri, bu yeni siyasi oluşumun ideolojik köklerine, tarihsel mirasına ve beslendiği siyasal damara dair yaptığı kesin vurgular oldu. Siyasi hareketin rotasını belirleyen ana pusulanın ve değişmez dayanağın, ulusal egemenliği her şeyin üstünde tutan Cumhuriyet’in kurucu felsefesi olduğu net bir dille ifade ediliyor. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsız, egemen, çağdaş ve demokratik Türkiye ideali, partinin yolunu aydınlatan en temel kılavuz olarak metnin kalbine yerleştirilmiş durumda. Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik ilkelerinden oluşan tarihsel Altı Ok felsefesinin yeni hareket tarafından da amasız fakatsız benimsendiği kaydedilirken, bu ilkelerin nostaljik bir anı olmaktan çıkarılıp çağdaş sosyal demokrasinin evrensel, ilerici ve özgürlükçü değerleriyle harmanlandığı bildiriliyor. Bu sentez ile birlikte parti, hem tarihsel köklerine sahip çıkmayı hem de modern dünyanın gereksinimlerine yanıt verebilecek yenilikçi bir siyasal anlayış inşa etmeyi hedefliyor.

Parlamenter sisteme dönüş ve güçlendirilmiş meclis ideali

Türkiye’nin son yıllardaki en büyük siyasal tartışma ve kriz konularından biri olan mevcut hükümet sistemi, yeni siyasi hareketin de masaya yatırdığı bir numaralı gündem maddesini oluşturuyor. Hazırlanan programda, yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek bir merkezde toplandığı eleştirisi yapılarak, kuvvetler ayrılığı ilkesinin kusursuz işlediği, denge ve denetleme mekanizmalarının sağlama alındığı bir parlamenter sistem modeline geçişin en acil demokratik zorunluluk olduğu belirtiliyor. Bu yeni anayasal mimaride, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasa yapma kapasitesi ile yürütme organını denetleme yetkilerinin tarihte hiç olmadığı kadar güçlendirileceği, kurulacak hükümetlerin doğrudan parlamentoya karşı sorumlu olacağı ve anbean denetlenebilir bir yapıya kavuşturulacağı vadediliyor. Diğer yandan Cumhurbaşkanlığı makamının mevcut icracı, partili ve kutuplaştırıcı yapısından tamamen arındırılacağı, devletin ve milletin ortak birliğini temsil eden, tarafsız, birleştirici ve sadece anayasal sınırlar içinde sembolik yetkilerle donatılmış saygın bir konuma çekileceği belirtiliyor. Sistemin demokratikleşmesi adına, şeffaf bir siyasi etik yasasının acilen çıkarılması, siyasetin ve partilerin finansman kaynaklarının kayıt altına alınarak tamamen şeffaflaştırılması, adaletsiz seçim barajının milli iradeyi yansıtacak demokratik seviyelere düşürülmesi ve lider sultasını yıkacak parti içi demokrasi mekanizmalarının yasal güvenceye alınması da temel hedefler arasında sıralanıyor.

Yerel yönetimlerde ranta ve kayyum uygulamalarına kesin son

Demokrasinin ve halkın idareye katılımının ilk durağı olan yerel yönetimler, yayımlanan belgenin en hassas ve üzerinde titizlikle durulan noktalarından birini oluşturuyor. Merkez ile yerel arasındaki bürokratik gerilimi azaltmak ve halka hizmeti hızlandırmak amacıyla, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın konulan tüm çekinceler kaldırılarak tam anlamıyla hayata geçirileceği vurgulanıyor. Belediyelerin idari karar alma ve mali kaynak yaratma süreçlerinde tamamen bağımsız, kendi ayakları üzerinde durabilen, özerk yapılar haline getirilmesi hedefleniyor. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin siyasi iklimini zehirleyen, seçmen iradesini yok sayan ve büyük toplumsal tartışmalara neden olan kayyum uygulamaları sistemine kesin ve geri dönülmez olarak son verileceği metinde açıkça taahhüt ediliyor. Hakkında kesinleşmiş bir yargı hükmü bulunmadan, sadece soruşturma veya iddialar üzerinden hiçbir seçilmiş yerel yöneticinin görevinden el çektirilemeyeceği kuralı getirilerek sandık iradesi güvence altına alınıyor. Kentleşme vizyonunda ise rant odaklı, betonlaşmayı kutsayan anlayışa karşı “kente karşı suç” adında tamamen yeni bir hukuki kavramın Türk ceza ve idare hukuk sistemine entegre edileceği duyuruluyor. Şehir planlamalarının dar bir zümrenin çıkarına değil; ekolojik, bilimsel, sosyal donatıları önceleyen ve bölge halkının doğrudan katılımını sağlayan bir yöntemle yapılacağı, böylelikle yaşam alanlarının doğayla barışık hale getirileceği ifade ediliyor.

Kürt sorununda meclis odaklı çözüm ve inanç özgürlüğü devrimi

Toplumsal yaraların sarılması, iç barışın tesisi ve kutuplaşmanın son bulması adına oldukça cesur, yüzleşmeci söylemler barındıran manifestoda, on yıllardır ülkenin enerjisini tüketen Kürt sorunu için yepyeni ve sivil bir yol haritası çiziliyor. Bu kronik sorunun, güvenlikçi politikaların ve şiddetin gölgesinden çıkarılarak; eşit yurttaşlık temelinde, tam demokrasi koşullarında ve katılımcı bir siyasi düzen içerisinde, gizli kapılar ardında değil tamamen meclis zemininde şeffaf bir şekilde çözüme kavuşturulacağı belirtiliyor. Terörün tamamen ülke gündeminden çıkmasıyla birlikte, ülkenin her bir ferdini kucaklayan eşitlikçi bir toplumsal iklimin inşa edileceği vurgulanıyor. Ana dilin devredilemez, temel bir evrensel insan hakkı olduğunun altı kuvvetle çizilirken, her bir yurttaşın kendi ana dilini özgürce öğrenmesi, kamusal alanda kullanması ve geliştirmesi için devletin gerekli tüm kolaylaştırıcı yasal ve idari adımları atacağı ifade ediliyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere, yılların birikimi olan bölgesel ekonomik eşitsizlikleri gidermek, işsizliği kırmak için o bölgelere özel tasarlanmış pozitif ayrımcı kalkınma hamlelerinin başlatılacağı müjdeleniyor. Öte yandan Alevi toplumunun yıllardır dile getirdiği, mahkeme kararlarına rağmen uygulanmayan haklı taleplerine de güçlü bir yanıt veriliyor. Cemevi ve benzeri tüm inanç merkezlerinin ibadethane statüsünün tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde yasal güvence altına alınacağı, Sivas’ta büyük bir acının yaşandığı Madımak Oteli’nin ise karanlık geçmişle yüzleşmek ve toplumsal hafızayı diri tutmak amacıyla geniş kapsamlı bir “utanç müzesine” çevrileceği ilan ediliyor.

Devletin ekonomideki rolü yeniden tanımlanıyor

Ekonomik buhranın, yüksek enflasyonun ve gelir adaletsizliğinin toplumun her kesimini derinden sarsmasına karşılık olarak; piyasanın başıboş kurallarına terk edilmemiş, verimliliği ve adaleti önceleyen yepyeni bir ekonomi programı masaya konuluyor. Devletin ekonomideki rolünün yeniden tasarlandığı bu modelde devlet sadece vergi toplayan pasif bir aygıt değil; piyasayı düzenleyen, tekelleşmeyi denetleyen, bizzat üretime yönelik yatırım yapan ve yüksek teknoloji gerektiren stratejik alanlarda özel sektöre öncülük eden kalkınmacı bir aktör kimliğine bürünecek. Sanayi, tarım, enerji, bilişim, eğitim, istihdam ve çevre gibi birbiriyle doğrudan bağlantılı sektörlerin kopuk kopuk değil, tek bir akıl merkezinden, güçlü bir ulusal planlama kapasitesiyle yönetilmesi sağlanacak. İleri teknoloji, yapay zeka, biyoteknoloji, robotik bilimler ve uzay araştırmaları ülkenin yeni dönem vizyon projeleri olarak belirlenirken, kamu alımları ve devlet teşvikleri bu stratejik inovasyon hedeflerini besleyecek şekilde baştan aşağı yeniden dizayn edilecek. Para politikasında siyasi baskı döneminin kapatılarak liyakat ve kurumsal bağımsızlığın esas alınacağı belirtiliyor ve Merkez Bankası araç bağımsızlığına yeniden kavuşturulacak kurumların başında sayılıyor. Vatandaşın belini büken adaletsiz dolaylı vergilerin kademeli olarak düşürüleceği, vergi sisteminin çok kazanandan çok, az kazanandan az alınacak şekilde adalet temelinde yeniden inşa edileceği kaydediliyor. Ayrıca Hazine’de onarılamaz büyük gedikler açan, geçiş, hasta ve yolcu garantili kamu-özel işbirliği modellerinin derhal terk edileceği; köprü, otoyol, hastane ve her türlü altyapı yatırımlarında ticari sır kılıfının kaldırılarak şeffaflığın ve üstün kamu yararının tek geçerli kriter olacağı vurgulanıyor.

Kadın haklarında geri adım yok rota istanbul sözleşmesi

Kadın hakları mücadelesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddetle topyekün savaş, kurulan yeni partinin asla geri adım atmayacağı en kalın kırmızı çizgileri arasında konumlandırılıyor. Bu doğrultuda, Türkiye’nin bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle uluslararası arenada büyük tepki çekerek imzasını çektiği İstanbul Sözleşmesi’ne ilk fırsatta yeniden taraf olunacağı ve bu hayati sözleşmenin her bir maddesinin harfiyen, eksiksiz bir şekilde iç hukukta uygulanacağı çok güçlü bir biçimde ifade ediliyor. Kadınların siyasette, çalışma hayatında ve bürokrasinin en üst karar alma mekanizmalarında eşit temsil edilmesi sadece soyut bir temenni olarak bırakılmayacak; bağlayıcı mevzuat değişiklikleri, etkili pozitif ayrımcılık kuralları ve katı kota sistemleriyle yasal güvence altına alınacak. Kadına yönelik artan şiddetle mücadele kapsamında, ülkenin dört bir yanında kadın sığınma evlerinin, danışma merkezlerinin ve cinsel şiddet kriz merkezlerinin sayıları hızla artırılacak. Uzman personelin, psikologların ve hukukçuların görev yaptığı, yedi gün yirmi dört saat kesintisiz hizmet verecek ulusal bir şiddet ihbar ve destek hattı devreye sokulacak. Bunlara ek olarak, çalışma hayatında kadınların sıklıkla maruz kaldığı her türlü fiziksel, psikolojik tacizi ve mobbingi kesin olarak yasaklayan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 sayılı sözleşmesi derhal meclis onayından geçirilerek iç hukukun bir parçası haline getirilecek. Ayrıca deprem kuşağında yer alan ülkemizde, programın sonunda kentlerin doğal afetlere karşı dirençli hale getirilmesinin hayati bir güvenlik meselesi olduğu da tüm bu sosyal politikalarla birleştirilerek vurgulanıyor.

Diplomasi masasında saygınlık ve çok yönlü denge politikası

Dış ilişkilerde son dönemde yaşanan sert savrulmalara, ideolojik maceralara ve şahsileştirilmiş politikalara son verileceği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarının belirlediği tarihi “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesinin uluslararası diplomaside yeniden bir numaralı mihenk taşı yapılacağı belirtiliyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin yönünü ve aidiyetini tartışmaya açmadan medeni dünyaya dönerek Batı ittifakı içerisindeki stratejik ve saygın yerini tahkim edeceği açıkça ifade ediliyor. İktidarın zikzaklı ve günübirlik Avrupa politikası tamamen terk edilerek, Avrupa Birliği tam üyelik sürecinin büyük bir ivmeyle hızlandırılacağı, askıya alınan fasılların açılması için demokratik reformların acilen yapılacağı duyuruluyor. Ekonomik entegrasyon ve ihracatçılarımız için hayati önem taşıyan Gümrük Birliği Anlaşması’nın ise günümüz dünyasının şartlarına ve Türkiye’nin çıkarlarına uygun olacak şekilde ivedilikle güncelleneceği bildiriliyor. Dış politika hamleleri elbette sadece Batı dünyası ile sınırlı tutulmayacak; aynı zamanda Rusya, Çin ve diğer yükselen küresel güçlerle de karşılıklı saygı, eşitlik, egemenlik hakları ve ülke menfaatleri temelinde son derece dengeli, rasyonel bir ilişkiler ağı kurulacak. Ülkemizin NATO, Avrupa Konseyi, AGİT ve diğer kritik uluslararası kurumlarda yalnızca masada oturan değil, oyun kuran ve söz sahibi olan proaktif bir aktör konumuna yükselmesi için kurumsal diplomatik ağırlık artırılacak. Son olarak, Türkiye’nin vazgeçilmez milli davası olan Kıbrıs meselesinde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi eşitliği, adadaki egemenlik hakları ve uluslararası hukuktan doğan tüm meşru kazanımları küresel arenada tavizsiz, güçlü ve kararlı bir şekilde savunulmaya devam edilecek.