Küresel finans sisteminin yönünü belirleyen en büyük hisse senedi piyasası olan New York borsası, yatırımcıların makroekonomik verileri, şirket bilançolarını ve uluslararası arenadaki siyasi gelişmeleri aynı anda fiyatlamaya çalıştığı oldukça hareketli bir haftayı geride bıraktı. Haftanın son işlem gününde, endeksler arasında belirgin bir ayrışma yaşanırken, sermayenin teknoloji hisselerinden çıkarak daha geleneksel sanayi şirketlerine yöneldiği görüldü. Piyasaları domine eden bu çok bilinmeyenli denklemde, dev şirketlerin artan sermaye harcamaları ve Washington yönetiminin korumacı ticaret politikaları başrolü oynadı.
Teknoloji hisselerindeki satış baskısı endeksleri ayrıştırdı
Wall Street’te kapanış zili çalarken, temel endekslerin sergilediği farklı performanslar piyasadaki kararsızlığın en net göstergesi oldu. Geleneksel sanayi devlerini ve köklü şirketleri barındıran Dow Jones endeksi, sanayi sektörüne yönelik iyimserlikle 200 puanın üzerinde değer kazanarak günü yüzde 0,46 oranında bir artışla 51.947,25 puan seviyesinden tamamlamayı başardı. Piyasanın en geniş çaplı göstergesi olarak kabul edilen S&P 500 endeksi ise gün boyu dalgalı bir seyir izlemesinin ardından kapanışa doğru gelen cılız alımlarla yüzde 0,05 gibi sınırlı bir artış göstererek 7.411,98 puana tutundu. Ancak teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi, büyük teknoloji firmalarından gelen kar satışları ve bilanço endişeleriyle yüzde 0,64 oranında değer kaybederek 24.975,82 puana geriledi ve haftayı ekside kapatan taraf oldu.
Yapay zeka rüzgarı yerini bilanço endişelerine bırakıyor
Son dönemde küresel piyasaları adeta tek başına yukarı taşıyan yapay zeka yatırımları konusundaki coşku, yerini rasyonel sorgulamalara bırakmaya başladı. Özellikle dev teknoloji şirketlerinin açıkladığı son çeyrek finansal sonuçları, yatırımcıların bu devasa harcamaların geri dönüşünü ne zaman alacaklarına dair soru işaretlerini artırdı. Şirketlerin yapay zeka altyapılarını kurmak için milyarlarca dolarlık sermaye harcaması yapması, kısa vadeli karlılık oranları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu durum, teknoloji hisselerinde zirvelerden kar realizasyonlarının gelmesine ve piyasa genelinde teknoloji sektörüne yönelik daha temkinli bir duruşun benimsenmesine yol açtı. Analistler, sektördeki bu devasa yatırımların meyvelerini vermesinin yıllar alabileceğini, yatırımcıların ise artık gelecekteki hayallerden ziyade mevcut nakit akışlarına odaklandığını vurguluyor.
Intel beklentileri aştı ancak piyasa tepkisi sert oldu
Bilanço sezonunun en çok dikkat çeken gelişmelerinden biri de yarı iletken sektörünün köklü oyuncularından Intel cephesinde yaşandı. ABD’li çip üreticisi, perşembe günü piyasa kapanışının ardından yayımladığı ikinci çeyrek finansal raporunda, gelirlerini yıllık bazda yüzde 25 oranında artırdığını duyurdu. Şirket yönetimi ayrıca, içinde bulunduğumuz üçüncü çeyrek için gelir beklentisini 15,8 milyar ile 16,8 milyar dolar arasında oldukça iyimser bir aralıkta belirledi. Ancak şirketin açıkladığı bu güçlü rakamlar ve pazar beklentilerini aşan performans, borsadaki satış dalgasını durdurmaya yetmedi. Intel hisseleri, açıklamanın ardından haftanın son işlem gününde yüzde 7,9 oranında sert bir değer kaybı yaşadı. Finansal uzmanlar, bu düşüşün arkasında şirketin pazar payını rakiplerine kaptırma endişelerinin ve genel pazar koşullarındaki bozulmanın yattığını belirtiyor. Alphabet, Tesla, IBM ve Intel’in ardından gözler, gelecek hafta finansal tablolarını açıklayacak olan Microsoft, Meta, Amazon ve Apple gibi pazarın gerçek devlerine çevrilmiş durumda.
Donald trump yönetiminden ticaret ortaklarına yeni gümrük vergisi şoku
Piyasalardaki dalgalanmanın tek nedeni şirket bilançoları değildi; Washington’dan gelen radikal dış ticaret kararları da yatırımcıların risk algısını derinden sarstı. Donald Trump yönetimi, küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyecek yeni bir hamleye imza atarak, 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 301. Bölümü kapsamında yürütülen soruşturmaların sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. Yapılan resmi açıklamada, zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını engelleme ve bu konudaki yasakları etkin bir şekilde uygulama konusunda yetersiz kaldığı tespit edilen tam 60 farklı ticaret ortağına yüzde 10 ila yüzde 12,5 oranları arasında değişen yeni bir gümrük vergisi uygulanacağı duyuruldu. Bu karar, küresel ticaret savaşlarının yeni bir evreye girebileceği yönündeki endişeleri körüklerken, ithalata dayalı üretim yapan çok uluslu şirketlerin hisseleri üzerinde anında baskı yarattı.
Yüksek mahkeme iptali sonrası gelen stratejik zamanlama
Söz konusu yeni tarife hamlesinin zamanlaması da siyasi ve hukuki açıdan büyük bir anlam taşıyor. Bilindiği üzere, ABD Yüksek Mahkemesi yakın zamanda Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’na (IEEPA) dayandırılarak yürürlüğe konan tarifelerin yasaya ve anayasaya aykırı olduğuna hükmetmişti. Bu yargı kararının ardından, yönetim 24 Şubat tarihinde 122. Bölüm kapsamında 150 gün süreliğine yüzde 10 oranında geçici küresel tarifeleri devreye sokmuştu. İşte bu yeni 301. Bölüm tarifeleri, söz konusu geçici sürenin dolmasına çok kısa bir süre kala devreye alınarak, yönetimin korumacı ekonomi politikalarından taviz vermeyeceğini ve hukuki engelleri farklı yasa bölümlerini kullanarak aşma niyetinde olduğunu piyasalara net bir şekilde göstermiş oldu.
Avrupa birliği ile teknoloji şirketleri üzerinden tırmanan kriz
Washington yönetiminin ticaret politikalarındaki sertleşme sadece gelişmekte olan ülkelerle sınırlı kalmadı, aynı zamanda geleneksel müttefikleri de hedef tahtasına oturttu. Donald Trump, Avrupa Birliği’nin (AB) Amerikan menşeli teknoloji devlerine yönelik olarak peş peşe uyguladığı milyarlarca euroluk anti-tekel ve veri ihlali para cezalarını son derece sert bir dille eleştirdi. ABD’nin teknolojik üstünlüğüne ve şirketlerinin küresel rekabet gücüne doğrudan bir saldırı olarak nitelendirdiği bu cezaların karşılıksız kalmayacağını belirten Trump, Avrupa Birliği’ne karşı da 301. Bölüm kapsamında acil bir soruşturma başlatılacağını ve soruşturma sonucunda Avrupa menşeli ürünlere yönelik misilleme amaçlı yeni bir gümrük vergisi kalkanının devreye alınabileceğini açıkladı. Transatlantik ilişkilerde yaşanabilecek olası bir ticaret savaşı senaryosu, Avrupa’ya ihracat yapan Amerikan şirketlerinin hisselerinde satışları beraberinde getirdi.
Orta doğu kaynaklı jeopolitik riskler ve petrol piyasalarındaki dalgalanma
Finansal tablolar ve ticaret savaşlarının yanı sıra, yatırımcıların radarında yüksek önem derecesine sahip bir diğer konu başlığı ise Orta Doğu merkezli jeopolitik gerilimler oldu. Bölgedeki sıcak çatışmaların ve diplomatik çıkmazların küresel enerji arzı üzerinde yaratabileceği muhtemel aksaklıklar, piyasa oyuncularını tedirgin etmeye devam ediyor. Hafta boyunca artan tansiyonla birlikte yukarı yönlü bir ivme kazanan petrol fiyatları, haftanın son işlem gününde kar satışları ve bazı diplomatik yatışma sinyalleriyle bir miktar gerileme kaydetti. Ancak analistler, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi kritik enerji nakil hatlarındaki en ufak bir askeri hareketliliğin, enerji maliyetlerini anında yukarı çekebileceği ve bunun da küresel enflasyonla mücadeleye büyük bir darbe vurabileceği konusunda uyarılarını sürdürüyor.
İran ile ilişkilerde diplomasi ve askeri müdahale ikilemi
Bölgedeki tansiyonun merkezinde yer alan ABD-İran ilişkileri konusunda da Beyaz Saray’dan kritik açıklamalar geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Tahran yönetimine yönelik kapsamlı ve “büyük çaplı bir askeri saldırı” başlatıp başlatmama konusunda henüz nihai bir karara varmadığını belirterek, masadaki tüm seçeneklerin korunduğu mesajını verdi. Bununla birlikte, askeri seçeneklerin yanı sıra diplomasi kapısının da tamamen kapanmadığına işaret eden Trump, İranlı yetkililerin kapalı kapılar ardında yürütülen dolaylı görüşmelerde geçmişe nazaran “daha ciddi” ve uzlaşmaya açık bir tavır sergilemeye başladıklarını ifade etti. Bu açıklamalar, piyasalarda topyekün bir bölgesel savaş ihtimalinin şimdilik azaldığı şeklinde yorumlanarak enerji fiyatlarındaki ateşi bir nebze olsun söndürmeye yardımcı oldu.
Makroekonomik verilerde imalat ve hizmet sektörü ayrışması
Piyasaların yön arayışında belirleyici olan son faktör ise gün içinde açıklanan kritik makroekonomik göstergelerdi. Amerikan ekonomisinin mevcut sağlık durumunu ve gelecekteki büyüme potansiyelini ölçen PMI verileri, ekonominin farklı sektörlerinde birbiriyle zıt yönlü eğilimlerin hakim olduğunu gözler önüne serdi. S&P Global tarafından yayımlanan öncü verilere göre, ABD’de imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) temmuz ayında piyasa beklentilerinin oldukça altında kalarak 53,8 değerini aldı ve son 4 ayın en düşük seviyesine geriledi. Bu düşüş, sanayi üretiminde bir soğuma emaresi olarak değerlendirilirken, madalyonun diğer yüzünde hizmet sektörü güçlü bir performans sergiledi. Hizmet sektörü PMI endeksi, temmuz ayında 53,6 seviyesine tırmanarak son 8 ayın zirvesine yerleşti. İmalat sektöründeki daralmaya karşılık hizmet sektöründeki bu ısınma, Amerikan ekonomisinin tüketici harcamaları ağırlıklı yapısının gücünü koruduğuna ve enflasyonist baskıların hizmet kaynaklı olarak bir süre daha devam edebileceğine işaret ediyor. Yatırımcılar, bu karışık veri setinin ABD Merkez Bankası’nın (Fed) gelecek dönem para politikası ve faiz indirimi takvimi üzerindeki olası etkilerini fiyatlamaya çalışıyor.
