Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Onur Alptekin
Onur Alptekin

Rozetin ağırlığı

Bir insanın kendi hayatını sonlandırmasına sebep olabilecek pek çok şey olabilir. Ayrılıklar, borçlar, travmalar. İntihar, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Kapsamlı Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda kritik bir sorun olarak kabul edilmektedir. Nitekim tüm dünyada neredeyse her yıl 1 milyona yakın insan intihar etmektedir. Bununla birlikte intihar vakalarının adli makamlarca incelenmesi ve karara bağlanarak resmi kayıtlara işlenmesi kimi zaman oldukça çetrefilli ve karmaşık bir süreç olduğu için intihar verilerinin gerçek vaka sayılarına tam olarak tekabül edip etmediği tartışma konusudur.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2002 yılında 2.301 kişi intihar etti. Bu sayı 2024 yılına geldiğinde 4.460 kişiye ulaştı. Nüfusa oranladığımızda, 2002 yılında her 100 bin kişide 3.5 olan intihar oranı, 2024 yılında 5,2’ye yükselmiş durumda. Elimizde ülkemizde gerçekleşen intiharların yaş, cinsiyet ve yöntem istatistikleri bulunsa da mesleki dağılımına dair elle tutulur bir çalışma bulunmamaktadır. Tüm meslek gruplarının içinde polislerin intihara en çok meyilli meslek gruplarından biri olduğu ise su götürmez bir gerçektir. Verisiz bu çıkarımı yapmanın ne kadar tutarlı olduğunu sorguladığınızı biliyorum ama polislik Türkiye’de yalnızca bir meslek değildir; neredeyse kesintisiz bir olağanüstü hal rejiminin içinde yapılır. Uzayan mesailer, belirsiz izinler, keyfi görevlendirmeler, sürekli teyakkuz hali ve her an disiplin soruşturması tehdidi. Tüm bunların üzerine düşük ücretler, geçim derdi ve tayin sopası eklenir. Sonra da bu yükü taşıyamayan biri hayatına son verdiğinde, mesele “özel hayat” olur. Bu sistemde polis intiharları bir istatistik değil, sistemin üstünü örttüğü bir sonuçtur. Her biri “kişisel sorunlar” parantezine alınıp hızla kapatılan bu ölümler, aslında siyasi iradenin kendi memurunu nasıl yalnız bıraktığının açık göstergesidir. Sorun bireysel değil, diğer her şeyde olduğu gibi politiktir

İntihar, doğası gereği kişisel olarak ele alınan bir olgu olsa da geride bırakılan notlar, tanık ifadeleri ve tekrar eden örüntüler şunu gösterir: Bu ölümler ani değil, birikimlidir. Uzun süreli baskı, çaresizlik hissi, destek mekanizmalarının yokluğu ve sistemli görmezden gelinme, intiharı bir sonuç haline getirir. Bu nedenle her intihar vakası yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil; içinde yaşanılan çalışma koşullarının, kurum kültürünün ve yönetsel sorumluluğun da sorgulanması gereken kamusal bir meseledir. Emniyet İntiharları Dijital Anıtı’na göre 2025 yılında intihar eden polis sayısı 91’dir. Bu yaklaşık her 4.5 güne denk gelmektedir. Sistem, polisi yalnızca sokakta güçlü görmek ister. Güçsüzlüğünü, kırılganlığını, tükenmişliğini kabul etmek istemez. Çünkü bunu kabul etmek, uygulanan çalışma rejiminin ve hiyerarşik baskının sorgulanmasını gerektirir. Bu yüzden polis intiharları konuşulmaz; konuşuldukça yönetim organları içinde rahatsız edici olur. Psikolojik destek meselesi ise başlı başına ayrı bir problemdir. Kağıt üzerinde var olan destek mekanizmaları, pratikte birer risk alanına dönüşmüştür. Bir polisin “yardıma ihtiyacım var” demesi, çoğu zaman siciline, görev yerine ya da geleceğine mal olabilecek bir itiraf gibi algılanır. Yardım istemek cesaret değil, tehlike sayılır. Geleneksel medya da bu suskunluğun ortağıdır. Polis intiharları çoğu zaman haber değeri bile taşımaz. Taşıdığında ise birkaç satırlık “acı olay” diliyle geçiştirilir. Ne çalışma koşulları sorulur ne kurumsal baskılar ne de siyasi sorumluluk. Daha da vahimi, polislerin sürekli silaha erişiminin yarattığı ölümcül eşiktir. İntiharların önemli bir kısmında hizmet silahı kullanılıyor. Bu, bilinen bir gerçek. Ama bu gerçek, çoğu zaman görmezden geliniyor. Dünyanın pek çok ülkesinde geçici silah teslimi, psikolojik risk protokolleri ve bağımsız denetimler uygulanırken; Türkiye’de bu konular neredeyse tabu. Polisin Sesi Platformu kurucusu eski emekli emniyet mensubu olan Faruk Sezer, “İntiharın gelinen son noktasında, ailevi sorunlar, yüksek borçlanmalar gibi gerekçeler gösteriliyor ama intiharlar bardağı taşıran son damladan değil, bardağı dolduran sebepler olan meslek hayatından kaynaklanıyor,” diye belirtiyor. Polislerin intiharlarıyla ilgili olarak sunulan gerekçeleri örneklendiren Sezer, “Borcu olan adam var. Ama borcunun sebebi bu teşkilattan kaçmak için iş kurmak. Ya da ‘ailevi sorunları varmış’ deniyor. Araştırıyoruz birazcık altını deşiyoruz. Bakıyoruz ki, evet aile problemleri varmış. Eşiyle her gün kavga ediyormuş. Ancak bu kavganın çoğunluğu eviyle ilgilenememekten, yani doğru dürüst izni yok. Gece görev, hafta sonu görev, hafta içi görev,” sözleriyle durumu özetliyor.

Bu bir güvenlik meselesi değil, bir emek ve insanlık meselesidir. Devlet, kendi güvenliğini emanet ettiği insanlara yaşam hakkı konusunda güvenli bir zemin sunamıyorsa, burada ciddi bir yönetim sorunu vardır. Polislerin insan olduğunu, tükenebileceğini ve yardım istemeye hakları olduğunu kabul etmek zorundayız. Aksi halde her yeni intiharın ardından aynı cümleyi duymaya devam edeceğiz: “Sebebi araştırılıyor.” Oysa sebep yıllardır ortada.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER