Türkiye yine bir büyük turnuvanın kapısından döndü. Daha doğrusu kapıya kadar gidip zile bastı, sonra da evde kimse yokmuş gibi geri döndü. Avustralya karşısında ortaya çıkan tablo yalnızca bir futbol mağlubiyeti değildi. Bu maç, yıllardır her alanda büyüttüğümüz bir alışkanlığın özetiydi. Görüntüyü sonucun önüne koymak.
Maç sonrası konuşan Merih Demiral, “Ülkemizde kötü günler abartılıyor, iyi günlerde de çok yukarı çıkartılıyor” dedi. Bu cümlede haklı olduğu bir nokta var. Ancak bunun yaşayan en güzel örneklerinden biri de bizzat kendisi. Arabistan’da oynarken Atatürk krizi patladığında ortalarda yoktu. Günlerce süren tartışmalar boyunca üç maymunu oynadı. Sonra da “Maçtaydım” gibi insanın zekâsıyla dalga geçen bir açıklama yaptı. O gün konuşmayanlar, bugün sahadaki rezaletin ardından memleket analizi yapmaya kalkıyor.
Kusura bakmayın ama herkes kendi işini yapsın. Sadece topunuzu oynayın. Bu milletin artık elinden geleni yapmayan, başarısızlığının sorumluluğunu üstlenmeyen ve buna rağmen halka nutuk çekmeye çalışan insanlara tahammülü kalmadı. Siz Türkiye’den törenlerle uğurlanırken hiç kimseye “Abartmayın, altı üstü futbol oynuyoruz” demediniz. EURO 2024’te son sekize kaldınız diye neredeyse ulusal destan yazıldı. Belgeseller çekildi. Programlar yapıldı. Sporcular sporcu olmaktan çıkıp milli kahraman muamelesi gördü. O günlerde iyi günlerin fazla abartıldığını söyleyen yoktu. Bugün ise elimizde daha somut bir başarı var. Türkiye, Dünya Kupası tarihinde bir maçta 30’dan fazla şut çekip gol atamayan ilk takım oldu. Aslında bu istatistik futbolun dışına taşan bir anlam da taşıyor. OECD ülkeleri arasında en uzun çalışma saatlerine sahip olup, en düşük hane gelirlerinden bazılarına sahip olmamızla son derece uyumlu bir tablo. Çok çalışıyoruz ama üretemiyoruz. Çok konuşuyoruz ama sonuç alamıyoruz. Çok poz veriyoruz ama gol atamıyoruz. Çünkü bizde sonuçtan çok semboller seviliyor.
Hilal bıyıklar…
Saç boyaları…
Kameraya öfkeli bakışlar…
SİHA’lı videolar…
TOGG’lu montajlar…
Milli takımın resmi hesabından siyasi bir figüran gibi iktidara teşekkür mesajları…
Futboldan çok propaganda filmi estetiğine benzeyen içerikler…
Bir de üstüne milli marş yazdırmak için Sinan Akçıl seferberlikleri…
Fakat ne yazık ki FIFA sıralamasında sosyal medya videosu puanı diye bir kategori yok.
Rakip kaleye çekilen şutlar, YouTube izlenme sayısıyla çarpılmıyor.
Maçlar da sloganla kazanılmıyor.
Türkiye’nin sorunu milliyetçilik değil. Sorun, milliyetçiliğin içinin boşaltılmış olması. Gerçek milliyetçilik bir ülkenin daha iyi eğitim vermesi, daha iyi üretmesi, daha iyi yönetilmesi ve yaptığı işte dünya standartlarını yakalamasıdır. Ben, Türk genci sabah kahvaltısında bal, kaymak ve pastırmasını yerken, 8K kalitesindeki maç yayınını izleyebilsin diye milliyetçiyim. Sürekli sembollere yatırım yapıp sonuç alamamayı ise başka bir şeyle açıklamak gerekiyor. Bugün Avustralya karşısında gördüğümüz şey yalnızca kötü futbol değildi. Bir ülkenin yıllardır her alanda uyguladığı “görüntü tamam, içerik sonra gelir” anlayışının sahaya yansımasıydı.
Ve futbolun acımasız bir huyu vardır.
Propagandaya değil, skorborda bakar ve atamayana atarlar..
