Siyasette bazen seçim kaybedersiniz ama saygınlığınızı korursunuz. Bazen de sandıkta yenilirsiniz, tarihte yerinizi alırsınız. Bir de öyle anlar vardır ki koltuğu bırakmamak uğruna yıllarca savunduğunuz bütün değerleri tartışmalı hâle getirirsiniz.
Türkiye siyasetinde bunun son örneği, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına yeniden dönme çabası etrafında yaşanan tartışmalar oldu.
İşin ironik tarafı, Kılıçdaroğlu, yıllarca Cumhuriyet Halk Partisi’ni “tek adam yönetiminden kurtarmak”, “parti içi demokrasiyi güçlendirmek” ve “kurumsal siyaseti inşa etmek” söylemleriyle yönetti. Fakat bugün ortaya çıkan görüntü, birçok seçmenin gözünde, siyasi bir liderden çok eski mahallenin kabadayısını andırıyor: “Ben gidersem bu dükkân kapanır.”
Oysa veriler başka bir hikâye anlatıyor. Kemal Kılıçdaroğlu, 2010 yılında CHP Genel Başkanı oldu. Yaklaşık 13 yıllık liderliği boyunca girdiği genel seçimlerin ve cumhurbaşkanlığı yarışlarının hiçbirini kazanamadı. 2011 milletvekili seçimlerinde CHP yüzde 25,98 oy aldı. 2015 Haziran seçimlerinde yüzde 24,95, Kasım seçimlerinde yüzde 25,32 seviyesinde kaldı. 2018 genel seçimlerinde CHP yüzde 22,64’e geriledi. En kritik eşik olan 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise muhalefetin ortak adayı olarak yarıştı ve ikinci turda seçimi kaybetti.
Demokrasilerde seçim kaybetmek suç değildir. Fakat aynı stratejileri deneyip farklı sonuç beklemek, siyasetin değil psikolojinin konusudur. Daha da ilginci, Türkiye’de siyasetçiler koltuklarını çoğu zaman millete değil, kendilerine ait görmeye başlarlar. Partiler, üyelerin ve seçmenlerin ortak iradesini temsil eden kurumlar olmaktan çıkıp bir kişinin siyasi mirasına dönüşüyor. Sanki siyasi partiler anayasal kurumlar değil de aile şirketleri.
Bir dönem AK Parti içinde Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltilen “partiyi kendisiyle özdeşleştirdi” eleştirilerinin benzerleri bugün CHP içinde konuşuluyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Çünkü demokrasi, yalnızca rakibiniz için istediğiniz bir yönetim biçimi değildir. Kendi mahallenizde de geçerli olmak zorundadır.
CHP seçmeni uzun yıllardır değişim talep ettiğini açıkça gösteriyor. 2023 seçimlerinden sonra başlayan tartışmaların merkezinde de bu vardı. Siyasi hareketler yenilenerek ayakta kalır. Aynı aktörlerin aynı cümlelerle aynı sahneye çıkması, seçmende güven değil yorgunluk yaratır. Siyasette bazen en büyük liderlik geri dönmek değil, zamanı geldiğinde çekilmeyi bilmektir. Çünkü gerçek devlet adamları ve büyük siyasi figürler, arkalarında yalnızca posterler ve seçim müzikleri bırakmazlar. Kendilerinden sonra yaşayabilecek kurumlar bırakırlar. Bir siyasi partinin kapısı, yıllar sonra geri gelip “Ben geldim, çekilin” denilecek bir konak değildir. Hele ki adına Cumhuriyet Halk Partisi deniyorsa.
Cumhuriyet, kimsenin baba mirası değildir.
