Augustinus bir zamanlar şöyle diyordu. “Adalet devletin temeli değilse, devlet büyük bir çeteden başka nedir?” Bugün yaşasa muhtemelen bu sözü söyledikten sonra hakkında “halkı kin ve düşmanlığa sevk” soruşturması açılabilirdi. Türkiye’de mafya artık yalnızca yeraltında yaşayan bir yapı değil. Hatta yeraltında kaldığını söylemek mafyaya hakaret olabilir. Çünkü bu ülkede mafya çoktan yerüstüne çıktı. Televizyona çıktı, YouTube’a çıktı, TikTok editlerine çıktı, gençlerin duvar kağıtlarına çıktı. Çok değil birkaç yıl önce ülkemizin medyatik mafya babalarından biri, her hafta yüklediği YouTube videoları ile bakanlar kabinesinin değişmesine sebep oldu. Bugün 16 yaşındaki çocuklar siyah gömlek giyip arkaya arabesk müzik koyarak “delikanlılık storysi” atıyor. Üstelik ortada ne delikanlılık var ne de hikâye. Sadece ucuz bir güç fantezisi. Türkiye’de mafya kültürü artık suç kültürü olmaktan çıktı. Popüler kültürün bir parçası hâline geldi. Bir mafya lideri konuştuğunda insanlar hukuki bir skandal dinler gibi değil, sezon finali izlemiş gibi davranıyor. YouTube yorumları “reis yine konuştu” cümleleri ile dolu. Ülkenin yarısı savcı gibi davranacağına senarist gibi davranıyor. Kim kimin adamı, hangi bakan kiminle fotoğraf vermiş, hangi iş adamı hangi ihaleyi almış… Artık bunlar suç dosyası değil, fandom teorisi. Daha trajik olan şu: Bu ülkede mafya figürleri genellikle “karizmatik” bulunuyor. Çünkü Türkiye uzun zamandır hukukun güçlü olduğu değil, güçlü olanın hukuk yarattığı bir ülkeye dönüştü. İnsanlar adalete güvenmeyince güce hayran olmaya başlıyor. Hukuk işlemeyince racon işlemeye başlıyor. Mahkeme zayıflayınca kabadayı güçleniyor. Sedat Peker, 21 Kasım 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Van Gölü kıyısında ölü bulunan Rojin Kabaiş cinayetini/ölümünü aydınlatacak bilgi, belge ve delilleri sağlayan kişiye 25 milyon TL ödül vereceğini duyurdu. Niyetin iyi olduğuna şüphe yok ama adaletin sağlanması için devletin bütünlüğünün ve otoritesinin yerini dolduran, gayrı yasal bir gücün kabulü, bir Türk genci olarak tüylerimin diken diken olmasına sebep oluyor. Bu işin sonu nerelere gidebilir diye düşündürtüyor. Bu yüzden mafya özentiliği sadece birkaç dizinin, filmin veya sosyal medyanın sonucu değil. Bu, aynı zamanda toplumsal çürümenin sonucu. Çünkü genç bir insan geleceğini eğitimde, bilimde, sanatta veya hukukta göremediğinde başka şeylere özenmeye başlıyor. Üniversite mezunu işsiz gezerken; diplomadan çok bağlantının, emekten çok torpilin işe yaradığını gören biri neden takım elbiseli suçlulara hayran olmasın?
Bugün Türkiye’de mafya estetiği diye bir şey oluştu. Siyah arabalar, korumalar, ağır çekim videolar, tesbihler, yüzükler, racon cümleleri… Yarı ülke organize suç lideri değil ama organize suç lideri taklidi yapıyor. Mahallede motosikletle egzoz patlatan çocuk kendini “yeraltı dünyası mensubu” sanıyor. Bir başka problem de şu: Türkiye’de suç ile güç arasındaki çizgi fazlasıyla bulanıklaştı. Çünkü insanlar yıllardır şunu görüyor: Bu ülkede bazıları suç işlediğinde ceza almıyor, bazıları ise tweet attığı için hayatından oluyor. Böyle bir ortamda toplumun bilinçaltına şu fikir yerleşiyor. “Demek ki önemli olan suç işlemek değil, güçlü olmak.” İşte mafya kültürünün beslendiği esas kaynak tam olarak bu. Eskiden mafya filmleri izlenirdi çünkü insanlar suç dünyasının karanlığını merak ederdi. Şimdi insanlar mafyayı izliyor çünkü bazı mafya figürlerinin devlet adamlarından daha etkili konuştuğunu düşünüyor. Ülkemizde Kurtlar Vadisi yıllardır “bu sadece bir suç dizisi değildir” sloganıyla pazarlanıyor. Dizide açık açık temsili karakterler kullanılıyor ve senaristlerin siyasi ajandasına göre yönlendirilmeler yapılıyor. Ya da aynı ekibin bir diğer yapımı olan “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”. Dizide “iyi mafya” ve “kötü mafya” tanımı var. Uluslararası düzeyde silah kaçakçılığı yapan bir ailenin, silahlarını belirli terör örgütlerine satmamaları sebebiyle ulusal kahraman ilan edilişini izliyoruz. Bu, bir toplum için korkunç bir kırılma noktasıdır. Çünkü bir ülkede suç örgütü liderleri “dürüst adam” imajı çizmeye başladıysa ve medya bizzat bu tezi doğrulamaya çalışıyorsa, orada problem yalnızca suç değildir; devletin güvenilirliği de çökmüştür. Üstelik bu mesele sadece birkaç suçlunun güç kazanması değil. Daha derin bir zihniyet problemi var. Türkiye’de uzun süredir “kabadayılık” romantize ediliyor. Dürüst insan “saf”, kibar insan “ezik”, kural tanımayan adam ise “adam gibi adam” ilan ediliyor. İnsanlar trafikte bile mafyatik davranmayı karakter sanıyor. Kornaya basınca arabadan inip kavga etmeye çalışan adam kendini mafya filmi sahnesinde zannediyor. Örneğin kaçakçılık yapan kişinin işlediği eylemin iyiliği ve kötülüğü, kaçırdığı malın niteliğine göre değişiyor. Silah, sigara veya para kaçakçısı iseniz problem yok. Çakarlı arabalarınız, tespihleriniz ve İtalyan mafyasına özenen takım elbiseleriniz sayesinde milletvekili bile sanılabilirsiniz. Tabi uyuşturucu kaçakçısı iseniz durum tam tersi, o zaman vatan hainliği ile suçlanmanız olasıdır.
Mafya kültürü aslında güçlü toplumların değil, çürüyen toplumların ürünüdür. İnsanlar hukuka güvendiği yerde racona ihtiyaç duymaz. Devlete güvendiği yerde kabadayı aramaz. Geleceğe inandığı yerde yeraltına özenmez. Bu yüzden mesele sadece birkaç suç örgütü değil. Mesele toplumun giderek “normal” olanı kaybetmesi. Mafyanın problem olmadığı, hatta zaman zaman “gerekli kötülük” gibi görüldüğü bir toplum sağlıklı değildir. Çünkü suçun normalleştiği yerde bir süre sonra adaletsizlik de normalleşir, korku da normalleşir, çürüme de normalleşir.
Ve bir toplum çürümeye başladığında, bunu ilk önce ekonomide değil, insanların hayran olduğu figürlerde anlarsınız. Eğer çocuklar bilim insanı olmak yerine mafya lideri gibi konuşmaya çalışıyorsa, orada alarm çoktan çalmıştır.
