Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Onur Alptekin
Onur Alptekin

Ben sizi her an satabilirim..

2023 yılında Doğu illerimizde yaşanan can pazarı milletçe kalbimizde derin yaralar açmıştı. Günün sonunda ne kadar ayrışırsak ayrışalım, ne düşünürsek düşünelim, ne kadar kavga edersek edelim; milletimizin alicenap bir millet olduğunu bir kez daha o zaman görmüştüm. Her olumsuzluğa rağmen tüm ülke, yağmur olup depremden etkilenen vatandaşlarımıza akmak istemişti. Fakat dikkat çekici olan, yardımların önemli bir bölümünün devlet kurumlarına değil, Ahbap derneği gibi sivil kuruluşlara yönelmesiydi. Ben bunun sebebinin Haluk Levent’e şahsi olarak duyulan samimiyet olduğuna inanmıyorum. Bunun asıl sebebi devlet çarklarının eklemlerinde yıllardır biriken güven kaybıydı ve bu güvensizlik bir anda oluşmadı. Yıllardır yaşanan her büyük felaket, devlet ile vatandaş arasındaki mesafeyi biraz daha açtı.

2014’te Soma’da 301 madenci toprağın altında kaldı. Cumhuriyet tarihinin en büyük maden faciası yaşandı. O gün yalnızca yüzlerce işçi hayatını kaybetmedi; denetim mekanizmaları, iş güvenliği anlayışı ve kamu otoritesinin etkinliği de toplum tarafından sorgulanmaya başladı. Ardından Ermenek, Amasra ve İliç gibi acılar geldi. Her felaketin ardından benzer cümleler kuruldu: “Sorumlular hesap verecek.” Fakat toplumun önemli bir kesimi, adaletin tam anlamıyla yerini bulduğuna hiçbir zaman ikna olmadı/olamadı.

2021 yazında Akdeniz ve Ege ormanları günlerce cayır cayır yandı. Televizyon ekranlarında vatandaşların kovalarla alevlere koştuğu, köylülerin traktörleriyle yangına müdahale etmeye çalıştığı görüntüler hafızalara kazındı. O sırada neden yangın önleme filomuz yok sorusu gündeme geldi. İnsanlar yalnızca ormanların değil, kriz yönetimine olan güvenlerinin de yandığını hissetti.

6 Şubat ve sonrasında ise depremin en kritik günlerinde yaşanan koordinasyon sorunları, iletişim aksaklıkları ve yardım organizasyonundaki gecikmeler, Kızılay’ın, elindeki çadırları ücretsiz dağıtmak yerine Ahbap Derneği’ne ücret karşılığında satması, toplumun vicdanında derin bir yara bıraktı. Hukuken farklı değerlendirmeler yapılabilir elbet ancak kamu vicdanında oluşan kırılma inkâr edilemez. İnsanlar, afet anında kâr-zarar hesabının konuşulmasını kabul etmedi.

Bir yönetim erki için bundan daha büyük bir başarısızlık olabilir mi? Sivil inisiyatifler nasıl devletin kurumlarından daha çok güven verebilir? Bugün Ahbap hakkında yürüyen soruşturma ve kamuoyuna yansıyan iddialar yine, yeni, yeniden bir hayal kırıklığı oluşturdu. Elbette hukuk devleti(!) ilkesinin gereği olarak, yargı süreci tamamlanmadan kimse suçlu ilan edilemez. Ancak bu tartışmaların ortaya çıkardığı daha büyük bir gerçek var. Sormamız gereken soru, “Haluk Levent bunu nasıl yapar?” değil. Asıl soru “Biz neden aşkla bağlı olduğumuz bu topraklarda, kendi elimizle yetkilendirdiğimiz, maaşını ödediğimiz insanlara güvenemiyoruz?” olmalı. Güçlü devlet vatandaşını bir kişinin etik ve ahlaki değerlerine bırakmaz.

Son dönemlerde toplum vicdanında kurtarıcı ve güvenilir figür olarak ortaya çıkan insanların artması, halkımızın aptallığı değildir. Dün Sedat Peker, bugün Haluk Levent, yarın bir başkası. Güçlü toplum güvenini kurumlarından alır. Vatandaş yardım yapmak istediğinde bir sanatçının kurduğu derneği değil, devletin afet kurumunu düşünmelidir. Kan vermek istediğinde, “acaba bağışladığım kanımı satarlar mı?” diye düşünmeden Kızılay’a tereddütsüz gidebilmelidir. Afet olduğunda “Acaba yardım ulaşır mı?” diye endişe etmemelidir. Bunlar lüks beklentiler değil, devlet olmanın en temel sorumluluklarıdır. Devlet, güven üretmek zorundadır. Bu güven; reklam kampanyalarıyla değil, şeffaflıkla kazanılır. Sloganlarla değil, hesap verebilirlikle güçlenir. Eleştiriyi bastırarak değil, hatalarla yüzleşerek yeniden inşa edilir. Bir ülkenin kaderi, hiçbir zaman tek bir kişinin güvenilirliğine bağlı olamaz. Çünkü güven kişilerde değil, kurumlarda yaşarsa kalıcıdır. Güvenini kaybetmiş bir devlet, yalnızca itibarını değil, en zor gününde vatandaşının omzunu da kaybetmiş demektir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER